
Arkamdan gelen bir sesle irkildim. Her zamanki sahte gülümsemesiyle yine “Nasılsınız?” diyordu. Aslında içten değildi. Kendini adeta değişime zorluyordu. Bunlar yaptığı hatayı geç fark etmenin ezikliğiyle, iletişim kurma gayretleriydi. Oysaki olmuyordu, yapamıyordum.
Şirkete girmeyi çok istemiştim. Görüşmeler yapıldı ve yönetim mevcut adaylar arasından benimle çalışmayı tercih etti. Öğrendiğim an havalara uçmuştum. İşe başladığım gün herkes gibi çok heyecanlı ve onca aday arasından seçilmenin onurunu ve gururunu taşıyordum. Öte yandan işe başladıktan kısa bir süre sonra koridorlarda dolaşırken huzursuz olduğumu hissetmeye başladım. Bazı arkadaşlar gereğinden fazla ilgililer, kimisi de tanışmaktan çekiniyor, adeta kaçıyordu. Bir görüş çatışmasından öte şeyler yaşandığını hissetmeye başlamıştım. Tanıştırmak istiyorlar, elimi uzatıyorum, elini vermiyor, arkasını dönüp çekip gidiyorlardı. Gülümseyerek “Merhaba” deyişime bir süre boş boş bakıyor ve duymamış gibi davranıyorlardı. Birkaç adım atıyorum, başka birini görüyorum, aynı sıcaklıkla “Nasılsınız?” dediğimde, bu kez aşırı bir ilgi ile ofisine davet ediyor ve bana yardımcı olmaya çalışıyorlardı. Hatta sık sık arıyor ve bir şeye ihtiyacım olup olmadığını soruyorlardı. Hele, yeni işimin ilk haftalarında şirketin tepe yöneticisinin de dahil olduğu şahsıma özel yemek organizasyonu beni daha da onurlandırmıştı. Yemek de müthiş bir birliktelik ve huzur gözlemlemiş, huzursuzluk hissettiğim için kendime kızmıştım. Bu şirketin personeli olmak ne kadar gurur verici diye düşünmüş ve hayatım boyunca sonsuz katkı sağlamayı hedeflemiştim. Ne kadar mutluydum…
Bu arada, günler geçiyor, acemiliğim azalıp işe ısınmış, sorumluluk bilinciyle hızla devam ediyordum. Fakat hala yanlış bir şeyler vardı. Yine bazıları benimle konuşmuyor, görünce kafayı çeviriyor, ısrarla mesajlarıma cevap vermiyorlardı. Neden böyle davranıyorlardı, onlara ne yapmıştım ki?
Bir öğle yemeğinde bu tanımlayamadığım durumları yakın bir arkadaşıma açtım. Sezgilerimi cesaretle paylaştım. Paylaşamazsam, çözemezsem bir süre sonra birileri beni yok edecekti, biliyordum. Buna izin vermemeliydim. Arkadaşımdan şirketin bildiği tüm gerçeklerini paylaşması konusunda ısrarlıydım. Neyse ki beni kırmadı ve gerçekleri anlattı. Tanrım nedir böyle, hangi devirdeyiz?
Ertesi gün henüz öğrendiklerimi hazmedemeden bölümümüzün eski müdürü beni ansızın çağırdı, isteksizce odasına girdim. Aslında bu görüşme talebini de bekliyor gibiydim. O kadar doldurmuşlardı ki, belli ki iyi şeyler konuşmayacaktık. Müdürüm sakin olmamı ve çıkar çıkmaz yanına gelmemi tavsiye etti. Eski bölüm müdürü görüşmemizde açıkça beni başından beri istemediğini ve hemen şirketten ayrılmam gerektiğini ifade etti. Fakat dikkat ettim, asla bana bakmadı, beni dinlemedi ve anlamak istemedi. “Peki ama niçin?” diyecek oldum, izin vermedi. Açıkça belirtmedi ama şöyle demeye çalıştı: Ben ondan farklıyım, eğitimim, tarzım, imajım, görüşlerim, iş bilgim ve en önemlisi çağdaş düşünen bir hanım olmam şirket de önemli bir farklılıktı ama bu beyefendi bunu şiddetle istemiyor. Kendisiyle aynı sosyal, ideolojik ve dini görüşü paylaşan bir grup vardı, onları bana karşı yanlış yönlendiriyordu. Kendisinden ve onun gibilerinden farklıydım. Modern ve ileriye yönelik görüşlerim vardı, kendimi gösteriyordum, hızla seviliyordum ve daha önemlisi ben bir kadındım. Şirket de çalışan bu grubun genel görüşü ise kadınların evde oturmasından yanaydı. Diğer ve baskın olan bir grup ise bu görüşü değiştirmeye ve tüm çalışanları çağdaş düşünmeye teşvik ediyordu. Ayrıca böyle düşünenlerin sayısı artıyordu ve benimle birlikte daha da artacaktı. İşte eski bölüm müdürü ise son çırpınışlarını oynuyordu.
Şimdi ise, bölümde hala çalışıyorum ve hala ileriye yönelik projelerim var, onları hayata geçirmeye gayret ediyorum. Müdürüm beni destekliyor, çalışma arkadaşlarımla fena olmayan bir iletişim içindeyiz. Şirket de bir farklılık yarattım mı? Evet, bence yarattım. Öncelikle müdürümün desteğiyle iletişimi ve ekip ruhunu yükselttik. Ekip içine modern görüşlü hanımların girmesinin yarattığı katkı konusunda da fikirlerinin değiştiğini zannediyorum.
Bu beyefendiye gelince, değişmeye çalışıyor, toplantılarımıza düzenli katılıyor, özellikle her sabah bana “Merhaba” demeye niyetleniyor. Sahte gülümsemesiyle yanıma gelip, çekingen bir ifade ile “Nasılsınız?“ diyor. Görüşmelerde artık gözümün içine bakıyor ama, bu kez ben görmüyorum, göremiyorum. Son çırpınışları da gittikçe tükeniyor…
Arzu Baloğlu
« Her farklılığa bir değer olarak yaklaşırız |
Bülent Kayapehlivan »
Yorumlar
Bu Yazı Hakkında
İdealistGenc üzerinde şu anda okumakta olduğunuz 'Son Çırpınışlar' isimli yazı 09 Ağu 2007 tarihinde, saat: 16:11 'de idealistGenc tarafından gönderilmiş ve toplam 118 defa okunmuştur.
Benzer yazıları Makaleler kategorilerinden okuyabilirsiniz. Yazar ile irtibat kurmak için email gönderebilirsiniz. Yazıya yorum yapabilir ya da yapılan yorumları RSS 2.0 ile takibe alabilirsiniz.
Eklenen Son Yazılar
Yapılan Son Yorumlar
- esra bilge: Bu sergiyi açıkçası dört göazle...
- idealistGenc: Bu kondaki kitap değil ki, hem hangi...
- vildan demircioğlu: meraba ben sizin yazınıza yorum...
- canan: yaaaaaaaaaaaaaaaaa bu ne yaaaaaaa hiç bir şey...
- pınar: hani resim nerde kandırıkçılar.hhhhhhhhhhhh
Bağlantılar