Sal
2
02 Eyl 2008, 13:15 | idealistGenc |
henüz yorum yok

Bu olay 14 ekim 1998 de kıtalar arası bir uçuş esnasında gerçekleşmiş.
“Bir kadın, uçakta zenci bir adamın yanında oturuyordu. Durumdan rahatsızlığını belli edercesine, hostesten başka bir yer bulmasını istedi, zira öylesine antipatik birinin yanında oturamazdı. Hostes, tüm uçağın dolu olduğunu fakat birinci sınıfta yer olup olmadıına bakacağını söyledi.
Diğer yolcular şaşkınlık ve tiksintiyle olayı izliyorlardı, bu kadının sadece terbiyesizliğine değil, bir de birinci sınıfta yolculuğu devam edeceğine şahit oluyorlardı. Zavallı adamcağız çok kötü bir durumda olmasına rağmen cevap vermemeyi tercih etti. Bu yüksek tansiyondaki durumda kadın, birinci sınıfta ve o adamdan uzak uçabileceğinden tatmin olmuş, hostesin dönmesini bekliyordu.
Birkaç dakika sonra geri gelen hostes, kadına:
“Çok özür dilerim geciktim.Birinci sınıfta bir yer buldum… Bu yeri bulmak biraz zamanımı aldı, sonra yer değişikliği için pilottan izin almam gerekiyordu. ‘Hiç kimse sorun yaratan bir diğerinin yanında oturmak mecburiyetinde tutulamaz’ dedi ve bu izni verdi.”
Diğer yolcular kulaklarına inanamıyorlardı, bu esnada kadın da bir zafer kazanmış gibi yerinden kalkmaya hazırlandı. Aynı anda hostes, oturmakta olan zenciye dönerek:
devamı »
Sal
2
02 Eyl 2008, 13:12 | idealistGenc |
henüz yorum yok

İnternetteki film sitelerinden IMDB’de “En İyi 250 Film Listesi”nde hiç Türk filmi yer almazken, “En Kötü 100 Listesi”nde ise aralarında “Emret Komutanım: Şah Mat” ve “Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu”nun yer aldığı 5 Türk filmi bulunuyor.
“www.imdb.com” adresinde yayın yapan ve ayda 57 milyon ziyaretçisi bulunan IMDB (The Internet Movie Database) sitesinde, tüm dünyadan filmlerle ilgili bilgilerin yanında, üyelerinin oylarıyla belirlenen “en iyi” ve “en kötüler” listeleri ilgi görüyor.
Üyelerin 1’den 10’a kadar verdiği puanların ağırlıklı olduğu özel bir formülle hesaplanan listelerde yer almak için, belli sayıda üyeden oy almış olmak gerekiyor.
Her ülkeden çok sayıda sinemasever tarafından merakla takip edilen ve sürekli güncellenen “En İyi 250 Film Listesi”nde, şu anda Türk yapımı hiçbir film yer almıyor.
İYİ VE KÖTÜ TÜRK FİLMLERİ
devamı »
Sal
2
02 Eyl 2008, 13:10 | idealistGenc |
henüz yorum yok

İçilebilir herhangi bir suya karbondioksit eklendiğinde soda yapılmış olur. Maden suyu ise yerin en derin katmanlarından çıkar ve çıkarken geçtiği katmanlardan mineralleride alarak yol alır. Yani maden suyu mineralce zengin iken soda mineral içermez.
Halk arasında soda ve maden suyu eş anlamlı kullanılmasına rağmen ikisi birbirinden farklıdır.Maden suyu, yeraltı sularından elde edilmiş, çözünmüş katı madde içeriği toplam 250 mg/l”den daha az olmayan sulara verilen addır. Çözünmüş mineral tuzları, elementler ve gaz içerirler. Mineralli suları diğer sulardan ayıran özellik, kaynağından elde edildiği anda spesifik miktar ve oranlarda mineraller ve iz elementler içermeleridir. 500 mg/l”den daha az mineral içerenlere düşük mineralli su,1500 mg/l”den daha fazla içerenlere yüksek mineralli su denilmektedir. Maden suyu içinde; bikarbonat, sülfat, klorit, kalsiyum, magnezyum, florit, demir ve sodyum bulundurur. Farklı markalar farklı miktarlarda mineraller içerirler. Bu nedenle marka tercih ederken içeriklerine bakılması gerekir.
İçilebilir nitelikteki herhangi bir suya karbondioksit eklendiğinde soda yapılmış olur. Maden suyu ise yerin en derin katmanlarından çıkar ve yeryüzüne çıkarken geçtikleri katmanlardan mineralleride alarak yol alırlar. Bu durumda maden suyu mineralce çok zengin iken soda mineral içermez.
Maden suyu ve soda, ikisi de mideyi rahatlatma özelliğine sahiptir ancak sodanın bundan başka hiçbir işlevi yoktur oysa maden suyu aynı zamanda doğal bir mineral deposudur. Dolayısıyla tüketilmesi önerilen doğal maden sularıdır ve sodayla maden suyunu ayırt edebilmek için pek çok gıda maddesini alırken yapmamız gerektiği gibi etiket okumak çok önemlidir.
Günde ne kadar maden suyu tüketmeli?
devamı »
Sal
2
02 Eyl 2008, 13:03 | idealistGenc |
henüz yorum yok
Artık finaller eski bir hatıraya dönüştü, mezuniyetten sonra kendinize verdiğiniz tatil de sona erdi ve şimdi iş dünyasının gerçekliğiyle karşı karşıyasınız. Ya da belki şu nadir gerçekten planlı insanlardan birisiniz ve önümüzdeki yaz mezun olacak olduğunuz halde profesyonel hayat tarzına şimdiden hazırlanmak istiyorsunuz. Hangi durum söz konusu olursa olsun size iş dünyasında ayakta kalmanız için bazı önemli ipuçları vereceğiz:
Değişimin Boyutu
Öncelikle yaşayacağınız değişimin boyutunu küçümsemeyin. Öğrenci olarak gününüzü planlarken büyük ölçüde kontrol sizdeydi. Şimdi bunun tam tersi olacağı fikrine kendinizi alıştırmalısınız. Sizi yöneten, hayatınızın çok büyük bir bölümünü sizin için planlayan insanlar olacak. Bu durum karşısında nasıl davranacağınız oluşturacağınız izlenimi derinden etkileyecek.
Ofis Siyaseti
Muhtemelen ofis siyasetiyle de ilk defa karşılaşacaksınız. İlk günlerde yapmanız gereken herkesle tanışmak ama kimseyle, hiçbir grup ya da hiziple (evet, o kadar kötü olabilir!) ittifak oluşturmamak. Neler olup bittiğini bilmeli ama gruplaşmaların parçası olmamalısınız. Bu oyunların üzerine çıkmaya çalışın. Altın kural şu: kimsenin yüzüne söyleyemeyeceğiniz bir şeyi arkasından da söylemeyin!
Sizden Ne Bekleniyor?
Başlangıçta sizden ne bekleniyorsa açık seçik öğrenin. Görev ve sorumluluklarınızı bilin, ve müdürünüzün hangi işlere önem atfettiğini keşfetmek için çaba sarfedin; böylece daha verimli konulara odaklanabilirsiniz. Yazılı olsun olmasın ofis kurallarını öğrenin: Saat kaçta mesai başında olmalısınız? Öğle yemeği için ne kadar izniniz var?… Bunlar göreli olarak önemsiz şeyler gibi gözükse de, yapacağınız bir hata berbat bir izlenim vermenize neden olabilir. Geç kalkıp dersin yarısında salına salına anfiye girdiğiniz günler geçmişte kaldı- her zaman olmanız gereken yerde tam vaktinde olun!
devamı »
Çar
20
20 Ağu 2008, 14:15 | idealistGenc |
henüz yorum yok

Renklerin ustası olarak anılan büyük bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış.
Büyük usta öğrencisini uğurlarken, yaptığı resmi şehrin en kalabalık meydanına koymasını ve yanına da kırmızı bir kalem bırakmasını, halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmesini istemiş.
Öğrenci birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasına gitmiş.
Usta ressam üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Öğrenci resmi yeniden yapmış.
Usta yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını ve yanına da insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile bırakmasını önermiş.
Öğrenci denileni yapmış.
devamı »
Çar
20
20 Ağu 2008, 14:10 | idealistGenc |
henüz yorum yok

İş ararken bazılarımız anında aradıkları gibi bir işe kavuşurken, bazılarımızsa uzun süre bocalamak zorunda kalırlar. Birçok kişi bunu şans olarak değerlendirse de sadece birkaç işe başvuranlar için gerçekte bunun şansla pek bir ilgisi yok. İş arama sürecinin sabır ve profesyonelce ele alınması gereken bir süreç olduğunu kabul etmelisiniz. Kariyer uzmanı Linda Matias’ın hazırladığı 6 adım, size başarılı bir iş arama süreci oluşturmanızda yardımcı olacaktır.
1. Bir amaç uyarınca araştırma yapın.
Pozisyonlara kendinizi uydurmak yerine, sizin özelliklerinize ve kariyer hedeflerinize uygun pozisyonları araştırın. Böylece zaman ve enerji kaybetmeyecek, sadece sizinle ilgili pozisyonlara odaklanmış olacaksınız. İstemediğiniz veya başaramayacağınız bir işte çalışmaya başlayıp 1 yıl sonra aynı iş arama sürecine dönmektense, sizin için doğru olan işi bulmalısınız.
2. Her zaman hazırlıklı olun.
Sabah erkenden uyanıp hazırlıklarınıza başlayın. Fırsatlar çok nadiren kucağınıza düşer bu yüzden gelecek herhangi bir fırsatı kaçırmamak için her an hazırlıklı olmanız gerekir. Saat 11’de sizi görüşmeye çağırmak ya da birkaç soru sormak için aradıklarında uykulu bir ses tonu, sizin için pek olumlu bir intiba olmayacaktır.
devamı »
Çar
20
20 Ağu 2008, 14:09 | idealistGenc |
henüz yorum yok

Bir gün okyanusta yol alan bir gemi kaza geçirerek battı. Gemiden tek bir kişi sağ kurtuldu. Dalgalar bu adamı küçük, ıssız bir adaya kadar sürükledi. Adam ilk günler kendisini kurtarmasını için Allah’a yakardı ve yardım bulurum umuduyla ufka baktı. Ama ne gelen oldu, ne giden… Daha sonra rüzgardan, yağmurdan ve zararlı hayvanlardan korunmak için ağaç dallarından ve yapraklardan bir kulübe yaptı. Sahilde bulduğu, gemiden arta kalan konserve, pusula gibi eşyaları bu kulübeye koydu. Günler hep aynı şekilde geçiyordu.
Balık avlıyor, pişirip yiyor ve ufku gözlüyor, kendisini kurtarması için Allah’a dua ediyordu. Bir gün tatlı su getirmek için yürüyüşe çıkmıştı, geri döndüğünde kulübesinin alevler içinde yandığını gördü. Duman dans ede ede göğe yükseliyordu. Başına gelebilecek en kötü şeydi bu. Keder ve öfke içinde donakaldı. Şimdi bu ıssız adada, başını sokabileceği bir kulübe bile kalmamıştı. “Allah’ım, bunu bana nasıl yapabildin?” diye feryat etti. O geceyi keder ve üzüntü içinde geçirdi. O kadar dua ettiği halde, başına bu olay geldiği için sitemler etti. Ertesi sabah erken saatlerde, adaya yaklaşmakta olan bir geminin düdük sesiyle uyandı! “Benim burada olduğumu nasıl anladınız?” diye sordu bitkin adam kendisini kurtaranlara. Cevap onu hem şaşırttı, hem de utandırdı: “Dumanla verdiğiniz işareti gördük!”
devamı »
Sal
19
19 Ağu 2008, 14:16 | idealistGenc |
henüz yorum yok

İşte saç dökülmesine neden olan 7 faktör…
Eğer saç dökülmesi sorunu yaşıyorsanız yalnız olmadığınız açık! Kadınlar ile erkeklerde görülen saç dökülmelerin nedenleri farklıdır. Kadınlardaki çoğu saç dökülmesi yani erkek tipi dökülmelerin daha kolay tedavi edilebilir. İşte saç dökülmesine neden olabilen bazı faktörler..
Demir eksikliği: Kansızlığa bağlı, demir eksikliğine bağlı anemi saç dökülmesine neden olabilir. Ancak kendi kendinize demir içeren vitaminler almayın çünkü fazla demir de bazı hastalıklara neden olabilir. İlk olarak kan sayımı yaptırarak demir eksikliğiniz olup olmadığını öğrenin.
devamı »
Sal
19
19 Ağu 2008, 14:13 | idealistGenc |
henüz yorum yok

Elmanın faydaları saymakla bitmez, hele kabuğunun…
Elma kabuğunda bulunan ‘triterpenoids’in kanser hücrelerinin çoğalmasını engellediği ortaya çıktı.
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Deneysel Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hakkı Gökbel, ABD’de elma kabuğundaki ‘triterpenoids’ adlı maddenin, laboratuvar ortamında kanser hücrelerinin çoğalmasını engellediği veya öldürdüğünün tespit edildiğini söyledi.
Gökbel, yaptığı açıklamada, elmanın sağlıklı yaşam için vazgeçilmez meyvelerden olduğunu, ülkemizin hemen hemen her yerinde bol miktarda yetişen elmanın düzenli olarak tüketilmesinin, sağlık açısından yarar sağlayacağını ifade etti.
Prof. Dr. Gökbel, elmanın, sağlık açısından bugüne kadar bilinmeyen yararlarının öğrenilmesi ve özellikle çağın neredeyse en önemli sağlık sorunu haline gelen kanserle mücadelede kullanılabilirliğinin tespit edilmesi için gelişmiş ülkelerde çalışmalarının sürdüğünü anlattı.
devamı »
Sal
19
19 Ağu 2008, 14:11 | idealistGenc |
1 yorum var

Maalesef çabuk pes ediyoruz. Bir zorlukla karşılaşınca, yolumuz bir yokuşa çıkınca hemen ümitsizliğe ve karamsarlığa yakalanıveriyoruz. Kur’an’ın ifadesiyle
insanlar olarak cezûâyız, yani “mızmızız”.
Önümüze ansızın dikiliveren bir problem karşısında, eh imanımız ve kadere inancımız da var ya, hemen nefis ve şeytanın emrinde bu inancımızı kötüye kullanıyoruz ve: “Allahım! Neydi günahım?!” diyoruz. Yani “Niye bana bu belaları veriyorsun? Ben naptım ki?” demeye getiriyoruz.
Bedenini zemzem suyuyla yıkanmış, kalbini de kevser suyuyla temizlenmiş zanneden.. düşüncesi bir anlık ve bir adımlık olan, olaylara çok yönlü ve ileriye dönük bakmayı bilemeyen..
Allah’ı nefsinin arzusuna göre konuşturmayı ve hadiseleri hep kendi keyfine göre döndürmesini isteyen nice haddini bilmez kullar var. Kendi akıl ve mantığını, heves ve hevasını herşeye önceleten bu egoist ve narsist ruhlar, yön veremedikleri hayat akışları ve beklemedikleri virajlar karşısında hemen isyanı basıyorlar, neden ve niçin’lerin soru kazanında depresyonlara giriyor ve çelişkiler cenderesinde akıl-cinnet arası gel-gitler yaşıyorlar.
Erzurumlu İbrahim Hakkı ne hoş der:
devamı »
« Önceki Yazılar |